ŞIMARIK OĞLAN ÇOCUĞU


Mihrac Ural sadece kriminal bir vaka değil. 1978 yılında yakalandığında MİT ile anlaşmış, polis de ifadesini uygun biçimde düzenlemiş. Hiç işkence görmemiş. Bütün kanıtlar bunu gösteriyor. Suriye’de ise Muhabarat ile açıktan içli dışlı ve belli ki bu ilişki önceden başlamış. Durum o kadar açık ve o kadar kişi tarafından görülmüş ki, ek kanıta gerek yok. 

Devrimcilerin katili. Ali Çakmaklı’dan başlayarak 12 Eylül sonrasındaki sol içi cinayetlerin önde gelen ismidir. Büyük bir hırsızdır. Örgütten yürüttüğü yüksek miktarda parayı zimmetine geçirmiştir. “Bu kadar para nereden çıktı Mihrac?..” sorusuna cevap veremiyor. 

Mihrac Ural aynı zamanda psikolojik bir vakadır. Şımarık oğlan çocuğudur. MSN’lerinde anlatmıştı: şımarık bir oğlan olarak büyümüş. Arap bir ailenin tek erkek çocuğu. Araplarda erkek çocuğun özel bir önemi vardır. Araplarda baba kendi adıyla değil, büyük oğlunun babası olarak çağrılır. Mesela, Mihrac’ın babasının adı Zeki değil, Ebu Mihrac’dır. Suriye Araplarında bu durumu yaygın olarak görebilirsiniz. 

Tek erkek çocuk el üstünde tutulur, annesi bir taraftan, babası bir taraftan, ablası bir taraftan, şımartır da şımartır. Bu çocuk huysuzlanarak, ısrar ederek, gerekirse bağırıp çağırarak istediğini elde etmeye alışarak büyür. Büyüdüğünde de aynısını yapmaya çalışır: sürekli övgü ister, el üstünde tutulmak ister. Onu öven olmazsa, o kendisini över. Hatırlarsınız, iki yıl önce Mihrac Ural sahte isimlerle yazılar yazarak kendisini övüyordu. Sonra yazıların aynı bilgisayardan geldiği ortaya çıktı. 

Korkunç denilebilecek boyutta ihtirasa sahip. Ama buna uygun çap yok. Buna uygun yetenek yok. O zaman ne yapacak? Her pisliğe başvuracak. Yeter ki dikkat çeksin. Yeter ki birileri onu övsün. Şu anda karşımızdaki durumu bu gerçeği bir kere daha gösteriyor. Debeleniyor, çırpınıyor, oradan oraya başvuruyor, bir çıkış yolu arıyor. Neden? Çünkü kaybetmeyi kaldıramıyor! 

O kendini lider sanan bir soytarı. Öyle büyütülmüş. Kaybetmesini öğrenmemiş. Kazanmasını bilmeyen kaybetmesini de bilemez. İnsan girdiği her mücadeleyi kazanamaz, kaybetmesini de bilmek gerekir. Mihrac Ural 54 yıllık hayatı boyunca kendi emeği ve yeteneği ile neyi kazanmış ki, kaybetmesini de bilsin! 

Hayatı baştan aşağıya yalan ve palavra dolu. Bu nedenle kendini ispat ihtiyacı hiç bitmiyor. O kadar şaşırıyor ki, bazen beni ölmüş anasına şikâyet ediyor!!! 

Yakında, “Baba, şu Engin’i dövsene!..” derse şaşmayacağım! 

Hele, “Gözlerine dikkat edin!..” cümlesi var ki, beni çok güldürdü. 

Evladım! Ayağımızın altında paspas gibi oldun! Paspastan da beter oldun! Bütün numaraların suçların ortaya çıktı. Biz bitirmek istiyoruz ama bitmiyor ki, daha da çıkıyorlar. Normal bir insan bu boyutta bir suç makinesi olamaz. Ancak gözü dönmüş bir ihtiras insanı bu noktaya getirebilir. Kifayetsiz muhteris olmanın iyileştirici ilacı yoktur. 

Gel sana yapılan öneriyi kabul et: Acilciler’in ilk ve son kongresi 1987’de yani 23 yıl önce yapıldı. Gel, o kongreye katılmış olanların önünde hesabını ver. Sana yönelik kanıtlı ağır suçlamaları cevaplandırabiliyorsan cevaplandır. Yoksa paspas olmaya devam edeceksin. 

NOT: Benden çok korktuğunu biliyorum. Cümlelerin arkasını okumasını bilen biriyim. Bu nedenle de afili söyleminin arkasında büyük bir korkunun yattığını görüyorum. Korkma, seni yemem. Bu sitede yazılanlardan da görüldüğü gibi, 1982 sonrası için konuşacak fazlasıyla arkadaş var. Bu nedenle seni ben sorgulayacak değilim. 

20 Temmuz 2010